Hak etmediği bir şekilde öldürülmüş olmaları Avusturya Macaristan veliahttı Franz Ferdinand’ı ve eşini anmamız için belki de yeterli bir sebeptir. Ama tüm dünyanın onların, en azından veliahttın ismini çok iyi biliyor olmasının sebebi onların kişisel trajedisinden çok daha büyük bir olay; Dünya Savaşı’nı başlatması idi.
Basit bir çalı yangını veya galaktik çapta füzyon tepkimesi fark etmeksizin hepsi ufacık bir noktadan, neredeyse bahane sayılabilecek bir olayın ertesinde yaşanıyor. Felaketler katlanarak büyüyor ve çevresindeki her şeyi etkisi altına alıyor. İşte Dünya Savaşı için de Bosna Suikastı böyle bir şey. Olayların akışına bakacak olursak:
- Avusturya Macaristan, Sırbistan’a ultimatom verdi, ardından savaş ilan etti.
- Sırbistan’ın garantör devleti Rusya, Avusturya Macaristan’a savaş ilan etti.
- Avusturya Macaristan’ın de-facto garantörü Almanya, Rusya’ya savaş ilan etti.
- Rusya’nın de-facto garantörü Fransa, Almanya’ya savaş ilan etti.
- Almanya’nın Fransa işgaline karşın İngiltere, Almanya’ya savaş ilan etti.
Sonra o onu, bu bunu savaş dahil etti ve sonuçlarını hala yaşadığımız yeni bir dünya ortaya çıktı.
Alt tarafı birileri suikasta uğradı diye mi yaşandı tüm bunlar? Tabi ki hayır. Sömürgelerin paylaşımı, teknolojik bilgi yarışı, nüfus hareketleri, sosyal ve ideolojik değişiklikler ve daha bir çok şeyin yay gibi gerdiği dünyada savaşmak isteyen hükümetlerin bahanesi oldu bizim zavallı Ferdinandlar.
Tarih tekerrür ediyor.
Yine gerilen bir dünya siyaseti ile karşı karşıyayız. 1848 devrimlerinin oluşturduğu gerilimli Avrupa ne ise bugünkü bilişim devrimi ile çalkalanan dünya da aynı durumda. Yani uyum bozulmuş, cepheler oluşmuş ve çıkarlar daha çok çatışmakta.
2023 yılının bu son günlerinde dünyada bir yanda Avrasya diğer yanda da Atlantik cephelerinin günden güne geliştiğini ve çekiştiğini görüyoruz. Her nasıl Dünya Savaşı’nı iki cephenin ortasındaki Bosna coğrafyasında yaşanan bir olay tetiklemiş ise yeni dünya savaşını da mevcut iki cephenin ortasındaki bir yer tetikleyecek gibi gözüküyor. Bu yerin adı muhtemeldir ki; Tayvan adası olacak.
2023 Yılının Tayvan’ı 1914 yılının Bosna’sına öyle çok benziyor ki. İkisinin de garantörleri ve hasımları var. İkisi de tek bir halkın farklı ideolojiler ile bölünmesinden oluşmuş yerler. İkisi de mevcut cephelerin hiç birisi tarafından gerçekten önemsenmiyorlar. Yani ikisi de bir yangını başlatacak ilk kıvılcım olmaya çok uygunlar.
Fark, 1914 yılının cehaleti, toyluğu, deneyimsizliği ve 2000’li yılların feraseti, olgunluğu, deneyimi ise bilmeliyiz ki böyle bir feraset de yok, olgunluk da yok, deneyim de yok. Her ne kadar bilişim devriminin imkansızları başardığı yıllar olsa da 2000’li yıllar insanlık medeniyeti için tam anlamı ile IDEOCRACY çağından ibaret. Ortalama bir 2000’li yıllar insanının herhangi 1914 insanından daha bilgili, kültürlü, duyarlı ve gelişmiş olduğunu söylemek güç. Hal böyle iken bizi yeni bir dünya savaşından azat edecek hiç bir şey yok. Olmadığı gibi daha güçlü silahlar, daha empati yoksunu, daha kültürsüz halk yığınları ve daha çok nüfusa karşın az kaynak ile çok daha tehlikeli bir durumda olduğumuz bir gerçek.
Neyse ki bu olumsuz senaryoya karşın günün birinde zavallı Tayvan adasına üzülmek ile yaşanan yeni bir savaşı anlamaya çalışmak arasında kalacağımızı sanmıyorum. Zira Tayvan adasına ve hatta Franz Ferdinand’a üzülecek tek bir insan bile ortada kalmayacak. Üzülecek insan yoksa, trajik bir konu da ortada kalmayacak nihayetinde.
“I know not with what weapons World War III will be fought, but World War IV will be fought with sticks and stones.”
― Albert Einstein