İnsan yaşlandıkça uysallaştığından mıdır nedir, eskiden “de”leri, “da”ları ayıramayanlara, yazım kurallarına dikkat etmeyenlere çok kızardım. Camında “Bizimle çalışmak istermisiniz?” yazan bir dükkanın önünden, sırf “mi” bitişik yazıldı diye öfkeyle geçerdim. Oradan alışveriş yapmayı asla düşünmezdim.
Şimdi öyle değil. İçeri giriyorum, “kolay gelsin” diyorum. Edatlara değil, alacağım elmaya bakıyorum.
O dükkanın önünden geçmeyi ben seçmedim, o yazıyı görmeyi de. Sadece oradaydım ve gördüm. Ama kızmayı ben seçtim. Seçmediğim şeylere takılıp kalmak yerine sonuca bakmayı öğrenmek, benim için küçük ama gerçek bir keşif oldu.
Aynı şeyi hayatın tamamına uygulayınca gördüğüm şu: Kimse ailesini, yaşadığı yeri, doğduğu zamanı seçemiyor. Hepimiz hayata maruz kalıyoruz. İş, bu maruziyetin içinde doğru elmayı seçebilmekte.
Elma kimine göre hayatı doya doya yaşamak, kimine göre sonrakilere daha iyi bir dünya bırakmak. Kimin hayattan ne istediğini başkası belirleyemez. Ama hangisi olursa olsun, edatlara takılıp dükkanın önünden öfkeyle geçen, elmayı hiç alamaz.