Alper Alyaz
Aklıma takılan neyse o.
2012

Üretim şekilleri ve çalışma kavramı ilişkisi üzerine

·90 yazıdan biri

İnsanın hayatta kalması için çalışarak alet üretmesi fikrinin başladığı ilk çağlardan beri insan için çalışmak bir hayatta kalma aracıdır. Bu araç sayesinde insan hayatta kalmaktan çok daha fazlasını yapmış, neslini en baskın canlı olarak tüm dünyaya yaymıştır. Avcılık toplayıcılıktan tarım toplumuna geçen insan için koşullar her ne şekilde değişirse değişsin “çalışmak” kavramı hep en önemli kavramlardan biri olarak kalmaya devam etti. İnsan emeğinin üretim için birincil şart olması kölelik kavramını oluşturdu, zamanla bu kavram kurumsallaştı ve daha sonra ortaya çıkan milliyetçilik gibi pek çok değerden etkilenerek resmiyet kazandı.

İnsan gücünün üretimde birinci şart olmasını değiştiren yegane atılım hayvanların evcilleştirilmesini bir kenara bırakırsak İngiltere’de ortaya çıkan sanayi devrimidir. Makinelerin insan emeğinin yerini alabileceği fikrinin oluşması ile denilebilir ki sanayi devriminin nimetleri neticesinde pek çok insan “angarya” işlerden kurtuldu. İnsanlar kendileri yerine aynı işi çok daha hızlı ve zahmetsiz yapacak yöntemler keşfederek metal kütlelere ruh verdiler. Bu işin neticesinde insanların çalışma amaçları ilk çağlardaki hayatta kalabilme gayesinden öte, tüm şartlara daha iyi uyum sağlamak ve varlıklarını pekiştirmek için kendileri için çalışan şeyler tasarlamak, onları imal etmek ve sorunsuzca çalışmalarını sağlamak oldu. Aslına bakarsak ele aldığımız çalışmak kavramı ilk çağlardaki kadar kutsaldı, makinelerin keşfi çalışmanın gerekli olup olmadığını insanlara sorgulatmadı; sadece çalışma kavramının amacını değiştirdi.

Yeni üretim şekillerimiz ile şekillenen dünyada pek çok şey değişti. Emek yoğun, insan gücüne ihtiyaç duyulan alanlar yerini otomasyona ve makineleşmeye bıraktı. Burada eskiden çalışan insanlar otomasyonun henüz yerleşmediği farklı iş kollarında çalışmaya devam ettiler. Örneklendirmek gerekirse çiftçi sanayi devriminden sonra da toprağını sürmeye devam etti. Ancak insan istihdam etmek yerine artık satın alacağı traktörle tüm işi çok daha hızlı yapacağını biliyordu. Sonucunda daha fazla istihdam etmekten vazgeçti. Bu alanda istihdam olamayan insanlar başka iş alanlarına yöneldi. Tipik örnekler olduğu üzere bir kısmı kabin memuru, bir kısmı telefon santralcisi oldu. Kısa süreli istihdam edilişleri bir kabin memuruna ihtiyaç duymayan asansörlerin keşfi ve telefon santralcisine ihtiyaç duyulmayan yeni telefonların yaygınlaşması ile son buldu. Ve bu insanlar otomasyonun henüz entegre edilmediği insan gücüne ihtiyaç duyulan farklı alanlara yönelmeye devam ettiler; ta ki onlara ihtiyaç duyulmayana dek çalıştılar ve çocuklarını kolayca kaybetmeyecekleri daha nitelikli meslekler edinmeli için teşvik ettiler. Bu konuda başarılı da oldular; nesiller geçtikçe insan gücü yerini akıl gücüne bıraktı. Her yeni nesilden insan kendilerini emek yoğun bir işte çalışmak yerine zihinsel olarak aktif olacakları bir işte çalışmayı hayal ederek yetiştiler ve yetişiyorlar. Bugün de bu süreç devam etmekte. Çalışma kavramımızı derinden etkileyen bu sürecin içerisinde 2000’li yılların biz insanları tam bir geçiş aşamasında bulunuyoruz desem çok iddialı bir cümle söylemiş sayılmam.

Şunu görmeliyiz ki, günümüzde kelime anlamıyla çalışmak gün be gün makinelere ait bir özellik gibi algılanmaktadır. Bu fiilin diğer muhatapları biz insanlar için ise çalışmak çoğunlukla; ofislerimizde, atölyelerimizde ya da diğer tüm farklı alanlarda emeğimizi bir başkasına satmaktır. Biz insanlar, hala bir erdem olarak uyguladığımız çalışma eyleminin aslında çalıştığımız alanlardaki otomasyon eksikliklerini doldurmak olduğunu kolay kolay fark edemeyiz. Aslında diyebiliriz ki insanların günümüzde istihdam edilişleri ve çalışma eylemini devam ettirmelerinin tek sebebi insanların istihdam edildikleri alanlarda “insan gücü ve insan emeği”nin mevcut şartlarda en verimli çözüm olmasıdır. Kendileri yerine insan emeğine ihtiyacı minimize eden daha verimli çözümlerin kurulduğu alanlarda insanlar istihdam edilemezler ve “çalışma erdemi”nden mahrum kalırlar. Emeklerine talep gittikçe azalan insanlar için çalışmak kavramı daha az önemli hale gelecektir. Şu an yaşamakta olduğumuz süreç tam olarak budur.

İnsan emeğinin hala alternatifsiz kaldığı tek alan düşünsel güçtür. İnsan doğada bildiğimiz tek düşünebilen varlıktır, ürettiği hiç bir makine bu vasfa sahip olamadığı gibi insan düşünce gücünden uzakta hiç bir makine ya da sistem işe yarar sayılamaz. Bu şartlar altında insan için çalışmak, yarattığı dünyayı ileri götürebilmek ve en azından onu işler kılmak için yapabileceği tek şeydir, ve bu şekliyle çalışma kavramı sahip olduğu tüm kutsal anlamları hakediyor gözükmedir. Lakin endüstriyelleşme ile kas güçlerine olan ihtiyaçtan feragat eden insanlar bu süreçte zihin güçlerine olan ihtiyacı da kaybetmek üzere olabilirler. Her şeyin otomasyona bağlı olduğu olası bir gelecekte insanların emeklerini ne doğrultuda kullanacakları ve çalışma kavramının nasıl bir değer taşıyacağını doğrusu çok merak ediyorum.

Yorumlar

Yorum yazmak için GitHub hesabı gerekiyor. Hesabın yoksahakkımda sayfasından da ulaşabilirsin.