Alper Alyaz
Aklıma takılan neyse o.
2018

Turizmin Anadolu köylüsüne verdiği zararlar

·90 yazıdan biri

Genel düşünce şudur:

Turizm sayesinde kendi köyünden başka hiçbir yer bilmeyen, dünyayı takip etmeyen, dünya ile entegre olamayan, sabit ve kapalı bir kültür sisteminde yaşayan Türk köylüsü dünya ile bütünleşmiştir. Yabancıların yaşam tarzını gözlemleyip kendi yaşamları hakkında öz eleştiri yapabilecek ve değerlerini sorgulayacak duruma gelmiştir. Türk köylüsü cumhuriyet devrimleri neticesinde daha çok şehirlerde gerçekleşebilen modernleşmeyi sosyal hayatlarında ancak turizm etkisi ile görmüştür. Hastaneler, otoyollar, iletişim gibi temel hizmetleri dış turizm ile gelişen sosyoekonomik ortamlarında edinmişlerdir.

vs. vs.

Köyü olmayan, kırsal kültüre çocukluk hayatının hiçbir döneminde şahit olmamış bir Denizlili olarak yakın zamana kadar bu düşünceye sahiptim. Üstelik bu düşüncenin oldukça ateşli savunucularındandım. Şimdi ise düşüncem neredeyse taban tabana zıt. Turizm köylere, köyde yaşayan insanlara zarar veriyor düşüncesi bu yalın hali ile fazla muhafazakâr gelebilir. Ancak bu bir doğru.

Bugün turizm sayesinde hizmet sektörüne emek veren Türk köylüsünün Türkiye’sinde durum şudur:

Anadolu köylüsü koca bir sektörün hizmetkarı olmuştur. Topraklarını unutmuş, üretimden uzaklaşmıştır. Tarım üretim kültüründen şehir hizmet kültürüne plansız ve ani geçiş sebebi ile köylerde sosyo-ekonomik buhranlar çok yaygındır. Yazlık beldelerde,köylerde yaşayan insanlar (özellikle gençler) sosyo-ekonomik buhranın etkisinde kimlik bunalımı içerisindedirler. Turizme yönelik yatırımların hiç biri ya da pek azı yerli halka fayda getirmektedir. Meralar yazlık, halk plajları otel-beach, butik işletmeler ise çok uluslu veya ulusal markaların şubeleri haline gelmektedir. Bölgenin doğal kaynakları sömürülerek edinilen gelirlerin pek azı vergilendirilmektedir, vergilendirilen tutarın da pek azı köy okullarına, köy altyapısına vb. harcanmaktadır. Köy nüfusu erimektedir.

Herhangi bir köy, turizm aktivitesine maruz kaldığında neredeyse bir büyük şehirmişcesine bir trafiğe, ekstrem suç oranlarına, çevre sorunlarına ve enflasyona maruz kalmaktadır. Sonradan gelenler veya işletmeciler için bu durum çekilebilir – hatta ideal karşılanabilirken yerli ahali bu duruma genellikle uyum sağlayamaz, sağlayanlar ise genellikle bir arabesk kültürünün oluşmasına katkı sağlarlar.

Türk köylüsünün modernleşme tarihi cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan model olan köy enstitüleri tarihinden ibarettir. Gerisi Türk köylüsünü ucuz iş gücü için köleleştirme amacına hizmet eder. Geçmişte kısa süreliğine benimsenen köy enstitüleri modeli ile halı dokuyan bir köylü kızı klasik müzik eserlerini de pekiala bilebilir; toprak eken bir köy delikanlısı yabancı dil orijinal metinlerden dünya klasiklerini pekiala okuyabilir. Bunu yapabilen insanlar organize olarak kooperatifler kurarak endüstriyel seri ve bilimsel üretime geçebilir. Bunu yapabilen insanlar sayesinde bugün Almanya Almanya’dır. Bunu yapamayan Nijerya köylerinden göçen gecekondu sakinleri sebebi ile Lagos Lagos’tur.

Soru şu: İstanbul, İzmir, Antalya; Lagos mu olmak istiyor, yoksa medeni dünyanın onurlu fertleri gibi kültürel değerlerini dünyaya adapte etmiş, mimarisi, kültürü ile öne çıkan bir Alman şehri gibi mi olmak istiyor. Daha da ileri gideyim: Allah vergisi doğal güzelliklerin peşkeş çekilerek turizm sahası ilan edilmesi, AVM’lerin, Irish barların yahut ünlü bir restoranın açılması o bölgeleri daha medeni daha Avrupalı mı yapar? Yoksa bu sadece zirai üretim ekonomisinin terk edilip yerine dilencilik modelinin takip edilmesi; yerel halkın otel resepsiyonisti, refüj çiçek dikicisi, garson, gözlemeci adı altında üreticiliğinin ve kültürel değerlerinin yok edilerek köleleştirilmesini mi sağlar? Ben tam olarak ikinci cümlede bahsettiğim köleleştirmenin uygulandığını düşünüyorum. Turizm, Türk köylüsünü modernleştirmemiş tam aksine sözde modern dünyanın hizmetçisi haline getirmiştir.

Köylerde sosyal ve ekonomik dokuyu bozmuş, üretimi yok etmiş, fırsat eşitliğini o bölgenin yerli ahalisi aleyhine bozmuş bu ekonomik modelin bir uygarlık alameti olarak görülmesine fena halde içerliyorum. Yöresel Türk kültürünün ve Anadolu doğasının GSMH payı %5 olan turizm getirisi için heba edilmesine fena halde kızıyorum.

Düşüncelerimin beni getirdiği nokta bu. Bu “muhafazakâr” görüşlerim için turizmci dostlarımdan özür dilerim. Ayrıca kültür turizmi için emek veren, Türk ve Anadolu medeniyetlerinin tanıtımı için çabalayan ve bunu ekonomik bir model şeklinde topluma faydalı kılan oluşumları da tenzih ederim.

Benim yazdıklarımı en iyi turizm sömürüsüne maruz kalmış Dalyanlı, Akyakalı, Kuşada(sı)lı, Didimli, Bodrumlu yerli okuyucular anlayacaklardır. Bununla birlikte; azıcık aydınlanma tarihi, kültürel antropoloji, dünya ekonomileri kurcalamış herkes için hak verilebilir olduğumu düşünüyorum.

Not: Lagos Afrika’nın en büyük kentidir. Afrika’nın her yerinden yerel kültürlerini bırakarak buraya akın eden insanlar sebebi ile aynı zamanda dünyanın en büyük gecekondu kentidir. Tanıdık geldi mi?

Yorumlar

Yorum yazmak için GitHub hesabı gerekiyor. Hesabın yoksahakkımda sayfasından da ulaşabilirsin.