İshak Alaton’un bir kitabında (sanırım Gereksiz Adam’da) okuduğum ilginç bir bölümdü. Sayın Alaton okuyucusuna şöyle sesleniyordu;
Gençler, öncelikli olarak kendinize şu iyiliği yapın: klasik müzik dinleyin.
İş hayatındaki başarılarından, rakiplerini nasıl alt ettiğinden bahsetmesini umduğum bir otobiyografi yazarı nasıl olur da böyle bir şeyi önemser ve bunu kitabına yazardı?
Hiç anlam veremediğim bu öğüt aklımın bir tarafında yer ettiğinden olsa gerek Alaton’un lafını yıllar içerisinde uyguladım. Uygulamaktan kastım kendimi klasik müziğe alıştırmaya zorlamaktı. Sonra fark ettim ki Theatre Of Tragedy, Thurisaz, Empyrium’la tatmin etmeye çalıştığım müzik dinleme iştahımı klasik müzik ve Bach tam anlamıyla karşılıyor.
Bu gün artık Bach’ınkiler dışında bana heyecan veren pek az parçaya denk geliyorum. Benim için popüler kültür 1700’lerdeki klasik müzik, en büyük popstar da hala Bach. Klasik müzik dinlemeye görece olarak yeni başlamış, biri için bu keşfedilmemiş delhizi açan, Sokrates’in deyimi ile huzurlu ve coşkun bir hayatı bana alt tarafı müzikle yaşatan Bach’ı ne kadar övsem az.
Benim müziğe olan tutkum işte hep böyle abartılı olmuştur.
Dinlediği şans eseri bir şarkıyı unutmayıp sanatçının tüm diskografisine göz diken biri olarak Bach karşılaştığım en zorlu artist. Nightwish, Empyrium, Elis, Draconian, Ulver, God is An Astranout, we.own.the.sky ve diğerleri keşfedilmesi bir dereceye kadar heyecan veren ancak daha sonrasında garip bir sıkılganlık yaratan gruplardı. Bach ise bende henüz böyle bir his yaratmadı, yaratmadığı gibi keşfettikçe daha da keşfedecek sınırsız eser, sınırsız enstrüman, sınırsız teknik, sınırsız disiplin, sınırsız hikaye ve sınırsız bir entellektüelitenin içinde kaybolma hissini yaşatıp heyecanımı hep canlı tutuyor.
Bilmenin insanın varlık amacı olduğunu ilk söyleyen antik dünya filozoflarından beri aynı filozofların yol açtığı aydınlanma çağında pek çok dahi yetişti. Bach bu dahilerden biriydi. Demet Akalın’ların, Justin Bieber’ların, Aleyna Tilki’lerin popüler kültürü inşa ettiği günümüz modernitesinde 1700’lü yıllarda yaşamış Bach’ı tanımak, onun hayatını bilmek ve parçalarını dinleyebilmek beni varlık amacıma bir adım daha yaklaştırıyor.