Aslında konu GreenCard değil; olması gereken soru “bir insan neden ülkesini terk etmek ister”.
Bu sorunun cevabını ABD’de ders veren bir Alman, Almanya’da Türk kökenli bir işçi, Türkiye’de Suriyeli bir mülteci farklı farklı cevaplar verir. Verilecek tüm cevapların ortak noktası ülkelerini terk edenlerin şimdi kendilerini daha iyi hissettikleri bir yerde olmaları vardır.
Konfor İhtiyacı
İnsanın gelişimi temelde daha konforlu bir hayat var etmek üzerinedir. İnsanın amacı budur; evreni kendi türü için daha konforlu bir yer yapabilmek. Ne var ki insanın konfor yaratma içgüdüsü her zaman teşvik edilmez. Çalışmanın erdemi, zorluklarla mücadele etmenin faydaları, çalışkanlık… Bu terimler araçların amaç olduğu yerlerde gerçek amaçlarını arayan insanları kolaycılık, tembellik, hazırcılık hatta toplumlarına ihanetle suçlamak için oldukça kullanışlıdır.
Bireyselcilik ve Toplumsalcılık
Konfor talebini reddetmenin altında “bireyselcilik” ve “toplumsalcılık” çekişmesi vardır. Toplumun bireye hizmet etmediği; insan-merkezci olmayan toplumlarda bireyler sindirilir, farklılıklar hoş karşılanmaz. Birey kavramına olduğu kadar bireyin temel ihtiyaçlarına da kısıtlayıcıdır. Ona az yedirir, az uyutur, az güldürür, az sevdirir ve az düşündürür. Bu baskıcı toplumlar kurdukları otokontrol sistemi ile hiç bir konuda başarılı olamazlar. Toplumları yozlaşır, birey kalmayı başaran yaratıcı zekaları kaybederler. Karşılarında “konfor isteyen” insan içgüdüsü vardır nihayetinde. Hiç bir konuda asla başarılı olamazlar. Her zaman geri kalmak ve nihayetinde yok olmak zorundadırlar. Eğer öyle olmasaydı bugün Babilliler hala süper güç olurdu, değil mi?
ABD’yi atom bombasından daha kuvvetli bir şey süper güç yaptı: İnsan iç güdüsü
Bu gün ABD’nin süper güç olduğunu anlatan kaynaklardan pek çoğu işin parasal veya askeri kısmı ile ilgileniyor. Ancak konfor arayışındaki nüfus hareketleri bundan fazlası ile ilgileniyor. Ülkesini terk eden veya terketmeye hevesli insanlar çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlayabilmek, düşüncelerini ifade edebilmek, yaratıcılıklarını ortaya koymak, kendileri gibi daha çok insanla iletişimde olmak, seçimlerinden sorumlu olmak, heyecanlanmak, etki yaratmak, mücadele etmek ve tutkulu olmak istiyorlar. Benim “konfor arayışı” olarak tanımladığım bu hisler lüks olmayan en temel insan ihtiyaçlarıdır. Açıkçası ilk Homo türünün örnekleri de benzer şeyler istiyordu. İşte bu en temel insan içgüdüsüne yaşama imkanı veren ABD toplumu bu gün insanların GreenCard lotosu oynayarak yahut Meksika sınırından kaçak geçerek dahil olmak için çırpındığı bir topluluktur.
İronik değil mi? Dünyanın en gelişmiş ülkesi insanın en ilkel duygularına yaşam fırsatı verebildiği için gelişkindir ve gelişgin kalacaktır.
Sorunun cevabını sanırım verdik. Ancak şunu da ifade etmek isterim ki; insanlar olarak bizler kısa ömrümüzde mutlu olmak isteyen canlılarız. Bu mutluluk salt bencil hedonist bir tavırla değil, derin bir var oluş deneyimi ile gelir. Beslenme, barınma ve üreme gibi temel ihtiyaçların yanında insanın kendini var etme mücadelesinde konfor ihtiyacı diğer tüm değişkenleri belirler. Tüm insanların kendilerini gerçekleştirebilecekleri konfor seviyesine yükselmesi ancak insan-merkezci, eşitlikçi toplumların çoğalması ile mümkün olur. Bugünün süper gücünü oluşturan ABD toplumu eğer gelir adaletsizliğine mani olmazsa, teknoloji ve medya baronlarının insafına kendilerini bırakırsa, bilimsel gelişime desteği bırakırsa, bireysel özgürlüklere karşı hangi amaçla olursa olsun gizli veri toplama gibi bir takım fişlemeler yaparsa, ekolojik felaketlerle ilgili umursamazlığına devam ederse Babilliler yahut Romalılar’ın akıbetine uğrayabilir. İnsanlık medeniyetinin günümüzdeki temsilcisi ve özgür düşüncenin sığınaklı limanı ABD’nin düşüşü; bireyselciliğin tüm dünyada gerilemesine yol açar; öyle ki bu durum insanlığı 1900’lü yıllardaki bölünmüşlüğüne geri götürür. Bu bakımdan emperyal bir güç olarak değil ama evrensel bir güç olarak ABD’yi destekliyorum ve ABD toplumuna eklemlenmek için mücadele veren herkese bol şans diliyorum.
Alper Alyaz, ABD Chicago’da.
