Alper Alyaz
Aklıma takılan neyse o.
2021

Dünya nüfus yoğunluğu hakkında

·90 yazıdan biri

şehirlerin nüfusu ve kilometre kareye düşen insan sayısı tablosu

Bu tablo tanıdık. Dünyanın en büyük şehri Tokyo’dur falan filan.

Ancak bu tabloda ilginç olan şey şehirlerin kapladığı alan ve buna bağlı olarak da değişen kilometrekareye düşen insan sayısıdır.

Bu tabloyu nüfusa göre değil de kilometre kareye düşen insan sayısına göre sıraladığımızda şöyle bir sonuç çıkar:

kilometrekareye düşen insan sayısı sıralaması

İstanbul nüfus sıralamasına göre Tokyo, Moskova gibi dünya şehirleri ile aynı ligdeyken yoğunluk kıstasında bir anda Myanmar, Hindistan, Irak ligine giriyor. Neden?

Çünkü İstanbul’da nüfus yoğunluğu oldukça fazla. dünya büyük şehirlerinin ortalaması olan kilometre kare başına 6130 olması gereken insan sayısı bu ligde 12000; yani ortalamadan 2 kat fazla! Bir başka deyişle İstanbul ligindeki şehirler sahip olduğu araziye göre ortalamanın en az iki kat fazla insan barındırıyor. Eğer İstanbul bu ligden Tokyo, Moskova, Roma, Paris gibi şehirlerin ligine girmek istiyorsa ya nüfus düşürülmeli ya da arazi genişletilmeli.

İstanbul’un nüfusu düşmelidir tezi biraz kalpsizce. Kimseyi zorla Bilecik’e süremeyeceğimize göre büyük bir deprem veya savaş bekliyor olmamız lazım. Araziyi artırmak daha iyi bir çözüm gibi! Ancak Los Angeles ligine girmek için ne kadar arazi artırmamız lazım bunu biliyor muyuz?

istanbul ve los angeles karşılaştırması

istanbul ve los angeles’ın nüfusları aynı. Ancak kapladıkları arazi biri 1375 kilometrekare, diğer 6351 kilometre kare.

los angeles’ta bir sokak vs istanbul’da bir sokak

Bu arazi farkı buna yol açıyor. Üstüste yığılmış daireler, sıkışık yollar, diğerinde ise bir resime en fazla 6 konut sığdırabileceğimiz kadar genişlik, genişlik ve genişlik.

istanbul’un kapladığı alan

los angeles’ın kapladığı alan

tüm los angeles’ı bu sarı çerçeveye sığdırabilseydik tam olarak istanbul’u elde ederdik.

ya da tüm istanbulu bu yeni sınırlara yerleştirebilseydik bir los angeles elde ederdik.

görüldüğü üzere istanbul’u los angeles ligine çıkartmak için sınırlarını lüleburgaz’a, tekirdağ’a kadar doldurmamız gerekiyor. bu mümkün mü? nüfusun aynı kalması şartı ile sihirli bir değnek değecek ve tüm arazi bir anda evlerle dolacak. bu yeni evlere istanbul’daki söz gelimi bağcılardaki aile yerleşecek; kendini istanbullu hissedecek. bunun getirdiği ekonomik yıkımı, tarım arazilerinin ve doğanın yok olmasını, bu geniş alana şehir hizmetlerini getirebilmeyi düşünebiliyor muyuz?

gördüğünüz gibi hepimiz için “megakent” olan istanbul dünya ölçeğinde nüfusuna göre aslında ne kadar da küçük, konsantre ve sıkışmış bir şehir.

doğrusu şu ki istanbul veya başka bir anadolu şehri hiç bir zaman los angeles ligine yükselemeyecek. bunun için büyük bir deprem ve/veya savaş beklemiyorsanız tabiki!


Tamam listeyi incelemeye devam edelim. İstanbul’un Hindistan’daki Irak’taki şehirlerle aynı ligde olduğunu söylemiştik. Peki en alt lig biz miyiz? Bizden daha kötü durumda olanlar var mı?

O zaman buyrun listeye:

en kötü lig. dünya nüfusunun en küçük alanda sıkışıp kaldığı yerler

dünya büyükşehir ortalamasının 6130 olduğunu söylemiştik. Bu şehirler bu ortalamanın 4 katı daha sıkışık. Hiç bir kola şişesini olduğundan 4 kat daha küçülttünüz mü? çöpler daha az yer kaplasın diye sıkıştırmak gereklidir; ama insanları sıkıştırmak doğru değil!

bu listede hong kong bir istisna. yoğun nüfusun da aslında çok iyi organize edilebileceğini – yönetilebileceğini gösteren nadir bir örnek. hong kong’u anlatmaya gerek yok. tüm gezegenimiz ve medeniyetimiz için güzide bir istisna! diğer yerler mi? iyiden kötüye gidelim:

burası makao. kumarhanelerin arkasındaki şehirde görüntüler bundan ibaret. pek fazla bir şey beklemeyin

venezuela karakas’a ait google veya yandex sokak görüntüsü yok. ancak bu ekran görüntüsü fikir verebilir. karakas gecekonduları kilometrelerce uzanıyor.

dakka. dünyanın en “sıkıştırılmış” şehri. kilometrekareye 37000 kişi düşüyor! bu rakam İstanbul’da bile 11000.


En üst lig

km^ başına en az kişi yaşayan büyük şehirler

Listenin tam aksinde yani en üst ligde ise bir örüntü dikkat çekiyor. Evet, hepsi ABD!

Ancak bu üst ligde 7,3m nüfusu ile Boston dikkat çekiyor.

yaklaşık 160 km yükseklikten çekilmiş iki adet uydu görüntüsü. biri BOSTON, diğeri DAKKA.
Boston 7,3M nüfusa sahip. DAKKA ise 16,8M

Dakka’nın nüfusu Boston’un nüfusundan 2,3 kat daha fazla. Dakka’nın sokakları, evleri belki 10 kat belki 50 kat daha küçük. Ve buna rağmen Boston’un kabak gibi görüldüğü mesafeden Dakka’yı seçmek bile zor. Bu inanılmaz durum dünyanın iki ucunun birbirinden ne kadar farklı olduğunun kanıtı.

Coğrafya kader mi?

Biraz evet, biraz hayır. Tekrar Dakka’ya bakın. Yemyeşil güzel bir düzlük. Aynı Boston gibi. Ancak sosyal yapı çok farklı. Demek ki coğrafya 160km yükseklikten bir şey ifade etmiyor. Coğrafyanın kader olması 3000 km yüksekten bakınca anlaşılıyor.

3400 kilometre yüksekten Dakka’ya

Dakka, Hindistan yarımadasının doğu kapısı gibi bir yer. Büyük bir açıklığın ortasında. Tarih boyunca doğudan batıya, batıdan doğuya tüm nüfus-ticaret hareketlerinden doğrudan etkilenmesi ve sürekli göç almış olması muhtemel bir yer. Kuzeyinde Himalayalar, Batısında Hindistan yarımadası, doğusunda tropik dağlardan ve ormanlardan ibaret büyük alüvyonlu toprakların ortasında bir şehir. Bulunduğu enleme bakılırsa ortalama sıcaklık değerleri hiç de zorlayıcı olmamalı. Buna rağmen büyük bir tropik deltanın tam ortasında olmak korunaklı dağların ortasında olmaya kıyasla doğanın ve insanın insafına daha fazla kaldığınız anlamına gelir. Su taşkınları, bataklık salgınları veya fırtına. İnsanların diğer insanlara yapabilecekleri! Dakka tarihi muhtemelen savaşlar, kıtlıklar, doğal afetler ve nüfus hareketleri ile doludur. Bunca riskin olduğu yerlerde insanların birbirleri ile daha yakın konumlanması oldukça anlaşılır bir davranış.

3400 km yüksekten Boston

Boston’a Dakka’ya baktığımızdaki mesafeden baktığımızda çok daha az ayrıntı dikkatimizi çekiyor. Burada ne dünyanın en büyük dağları var, ne de en büyük nehirleri. Okyanus ve kara dışında renklerde hiç bir dramatik geçiş yok.

Yüzbinlerce yıl kış mevsiminin doğal seleksiyonun en canlı işleyen mekanizmalarından biri olması dışında burada büyük bir risk yok. Doğal, devasa bir limana benzeyen coğrafyası, doğusundaki okyanusun sonsuzluğu. Batısındaki devasa göller. Tamam, başka ne var? Arazi, arazi ve arazi. Bomboş bir yeni dünya!

Biri yüzbinlerce yıl tarım yapılan eski dünyanın risklerle ve hikayelerle dolu canlı, kalabalık ve işlek bir noktası. Diğeri at, koyun, barut gibi temel kaynaklardan yoksun Kızılderililerden “şükran duyularak” koparılan yeni dünyadaki boş arazilerden biri; gerçek bir tarihe ve yapay Hollywood yapımları dışında doğru düzgün bir hikayesi olmayan bir yer.

Dünya maden dağılım haritası

Boston kurulmadan, yeni kıta keşfedilmeden önce Avrupa şehirleri de aşağı yukarı Dakka gibiydi. Yeni kıta keşfedilmeden özellikle Londra’da nüfus yoğunluğunun o zamanki şartlara göre “inanılmaz” seviyelerde olduğunu okuduğumu hatırlıyorum. Yeni kıtanın Avrupa’nın “insan fazlalığını” alması, buna rağmen hala bir kaç Avrupa’yı daha alabilecek kadar bomboş kalabilmesi tam anlamıyla Avrupalılar’a yaradanın bir hediye, “Allah’ın büyük bir lütfu “dur. Evrenimiz üzerinde hiç bir medeniyet muhtemelen Avrupalılar kadar şanslı olmadılar, olamayacaklar.

Yeni kıta Avrupalılar tarafından Avrupanın batısında değil de; Dakkalı denizciler tarafından Hindistan yarımadasının güneyinde keşfedilseydi ne olurdu? Muhtemelen devasa araziye sahip bir Boston kurulur, şu an inanılmaz yoğun seviyedeki Dakka’nın (ve tüm Asya’nın) nüfusu şimdiki Avrupa şehirlerine benzerdi. Bu nüfus “rahatlaması” ve emtia ticareti ile zenginleşen ve daha iyi organize olan Asya halkları insanlık medeniyetinin öncüleri olurdu. Dakka bugünün Londra’sı, Londra ise bugünün Dakka’sı olurdu.

Belki de olmazdı.

Okuma yazma oranları yeni kıta keşfedildiğinde Britanya’da %12 idi. Dakka’da bu oranın %1’i geçtiğini sanmıyorum. Dakka hangi sebeple olursa olsun hiç bir zaman bir Roma veya Atina olmadı. Okuma yazmayı bilmeyen, doğal ve beşeri risklerle mücadele etmekle ömürlerini harcayan bu sıkışık halklar eğer burunlarının dibinde yeni bir dünya olsaydı bile bunu keşfedemeyeceklerdi. Keşfetseler bile medenileştiremeyeceklerdi. Belki de Allah’ın lütfu gerçekten hakkedenlere nail olmuştur.


En büyük alan kaplayan şehirler

Listeye geri dönersek; kapladığı arazi olarak en büyük şehirler sıralaması kabaca bize dünyada en etkili ülkeleri ortaya koymakta. ABD, Çin, Japonya. Bu bir raslantı değil.

Büyük araziye sahip bir şehirde aynı şehir hizmetlerinin her taraftaki vatandaşlara dağıtılması gerekir. Aksi halde orası şehir olmaz, birbirinden kopuk mezralara döner; şu an Afrika’da olduğu gibi. Ulaşım, güvenlik, sağlık, eğitim… Bu hizmetlerin tek bir şehir içinde organize olması şehrin sınırları büyüdükçe zorlaşır. Bu hizmetleri götüremediği için coğrafi olarak büyüyemeyen şehirler göç hareketlerini kaldıramaz; nüfus yoğunluğu sürekli artar. Artan nüfus yoğunluğu her türlü toplumsal olaya zemin yaratır. Nüfusun aşırı yoğun olduğu yerlerde menfaatler sürekli çatışır. Eğer bu menfaat çatışması sınıflar arasında bir çatışmaya dönerse savaşlar ve devrimler kaçınılmaz olur. Bunu önlemek için devletler daha otoriter ve kontrolcü olmak zorundadırlar.

Tüm bunların yerine nüfus yoğunluğuna mahal vermeyecek şekilde arazilerini artırabilen mahir yöneticiler o şehirdeki insanların eşit şekilde hizmet almasını sağlarlarsa bunların hiç biri yaşanmaz; ve ortaya Boston gibi bir şehir çıkar. Belki gerçek bir hikayesi yok; ama Hollywood filmleri ile idare edebiliriz.

HONG KONG İSTİSNASI

Hong Kong bir istisna. Çünkü bu şehirdeki nüfus yoğunluğunun sebebi yöneticilerin kötü olması, hizmetlerin götürülememesi değil; arazinin olmaması. Burayı gören bir insan olarak şunu diyebilirim ki Hong Kong arazisini hakkıyla kullanmış ve doğal sınırlarına ulaşmış bir yer. Yeni dünyanın fatihi İngilizler tarafından oldukça iyi bir organizasyon yapısı ile tesis edilen Hong Kong şehri eğer gezegen olarak yeni bir dünya keşfedemezsek ulaşabileceğimiz en ütopik yeri temsil ediyor.

Hong Kong’dan bir Alper Alyaz geçti

Evet bu yazıyı sırf Hong Kong’a gittiğimi anlatmak için yazdım. Tek amacım bunun havasını atmaktı. Okuduğunuz için teşekkürler.

konuyla ilgili youtube’a yüklediğim video

dunya-nufus****İndir

Yorumlar

Yorum yazmak için GitHub hesabı gerekiyor. Hesabın yoksahakkımda sayfasından da ulaşabilirsin.