Tasarım, dizayn, yaratış, oluşturma, var etme, kurma, inşa etme…
Bir kavram üzerine düşünmek zordur. Çünkü genellikle bizim üzerinde düşünüp kararlaştırmadığımız kavramlarla dolu bir dünyada gözlerimizi açar, o kavramların arasında yaşayabildiğimiz kadar yaşar sonra da gideriz. Kavramlar ise bizden sonrakilere bırakılmak üzere yaşadığımız boyutta kalmaya devam eder. Seçilimsiz yaşamlarımızı şekillendiren kavramları düşünebilmek şu an için dört buçuk milyar yıl yaşında olan bir dünya üzerinde en fazla 90 sene ömre sahip biz insanlar için fazlasıyla karışıktır.
Yeterince karışık olan “kavram kavramını” daha da karmaşıklaştıran şey; var olan her şey gibi kavramların da evrilmekte oluşundandır. Modern insanın ortaya çıkışından günümüze kadar süregelmiş 300.000 neslin her birinin dünya üzerinde yarattığı her şey yeni kavramların ortaya çıkmasına, mevcut kavramların doğal süreçlerinden öteye bizimle birlikte evrilmesini sağlamıştır.
Doğanın ürettiği kavramlar bir yana, insan aklının ürettiği kavramlar bu gün bir fert, toplum ya da tür olarak yaşamımızda olan her şeyin somut hale getirilmiş şeklidir. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu, neyin uygun neyin uygunsuz olduğunu bize söyleyen bu kavramlardır. Dünyayı algılayış tarzımızdaki tüm farklılıkların ya da ortaklıkların sorumlusu bu kavramlardır. Yaşadığımız dünyada algıları değiştirecek sonsuz sayıda değişkenliğin olduğunu hesap edersek kavramların da dünyadaki her bir farklılık kadar fazla olduğunu anlayabiliriz. Çok çeşitli coğrafi yapıların, çok farklı iklimlerin dünyasında tek bir kavramdan bahsetmemiz mümkün değildir.
Farklılıkların yarattığı farklı kavramlar durmadan birbirleriyle çatışırlar; öyle ki kavramların hiç bir standart değeri bulunmaz. Bazen birinin doğru olarak gösterdiği şeyi bir başka kavramsal düşüncede yanlış olarak algılarız. Birinin ödülü diğerinin cezası olabilir. İnsan aklının ürettiği kavramlar doğanın ürettiği kavramların aksine birbirleriyle öyle sık çatışır ki insan ve toplum yaşamındaki tüm anlaşmazsızlıkların sorumlusudur.
İşte kavramlar üzerine düşünecek bizlerin tüm bu durumları göz önünde bulundurarak bir kavramı düşünmeden önce diğer tüm kavramları terk etmemiz gerekmektedir. Kısacası bir kavramı düşünmeden önce ihtiyacımız olan şey katıksız bir saflıktan başka bir şey değildir. Objektif gözlem yapmak ve bilimsel verilerden başka hiç bir algı kriterini hesaba katmaksızın yapılan sorgulamalar sonucunda bir kavramı düşünmeyi başarabiliriz; bunlar olmaksızın yapacağımız tek şey bir kavramı başka bir kavramın bakış açısı ile değerlendirmek olacaktır; bu da bizi bir sonuca değil yeni kavram çatışmalarına çıkarır.
Kavramların birbirleriyle çatışmasından öte, “kavram kavramı”nın da çeliştiği önemli bir ayrıntı vardır; bu da doğanın üretimi ve insan aklının üretimi – şeklinde yapacağımız ayrımla ortaya çıkabilir. Doğanın bir ürünü olarak var olmuş olsa da insan aklı doğanın ortaya koyduğu hiç bir şeye benzemeyen şeyler üretebilir; nitekim insan aklına sahip olduğu tüm değeri veren de bu özelliğidir. Doğanın mikro ve makro ölçekte henüz tamamiyle anlaşılamamış olsa da verdiği tüm sabit değerler ve onların yarattığı sabit kavramlardan farklı olarak insan beyninin ürettiği kavramlar büyük değişim içerir. Bu bakımdan insanların ortaya koyduğu hiç bir şey ne tamamen doğrudur, ne de tamamen yanlış. Tüm bu paradoksların içerisinde doğayı örnek alarak kendi doğamıza dahil etmeye çalıştığımız kavramlar sorgulanmaya her zaman açıktır.
Doğanın biz insanlara bahşettiği ve bizim ondan örnek alarak geliştirdiğimiz en önemli şey tasarım gücüdür. Tasarlamak doğanın yapabildiği en güzel şeydir; ve görülüyor ki tasarım gücüne sahip bir canlı olarak biz insanları da kendine ortak olarak tasarlamıştır. Bir kavram olarak tasarım; doğanın yarattığı bir kavramla insan beyninin yarattığı bir kavramın içiçe geçmiş şeklinin en güzel ifadesidir. İnsan beyninde üretilen tasarım kavramının insan beyniyle üretilen her şey gibi sorgulanmaya, gelişime, gerekirse tamamen yok edilip tekrar bir başka formda tesis edilmeye muhtaç olması dışında doğanın ürettiği tasarım kavramından hiç bir farkı yoktur.
Doğanın eleştirilemez, değiştirilemez, ve yerine yenisinin kurulamaz tasarım gücünün aksine insanın tasarım gücü her zaman değişime açıktır. Bugün yediğimiz besinlerden, giydiğimiz kıyafetlere kadar yaşadığımız dünyayı her alanda kendi faydalarımız dahilinde değiştirdik ve değiştirmekteyiz. Aynı şeyleri doğanın bize bahşetmediği eksik kalan yönlerimiz doğrultusunda yaptık ve yapmaktayız. Tüm bu süreçte insanlık her zaman değişime açık oldu bu değişimlerle birlikte birbirinden çok farklı tasarım kavramları da yarattık.
Bugün yarattığımız tasarım kavramlarının birbirleriyle olan durmaksızın çatışmaları arasında mevcut şartlarda en doğruyu bulma amacıyla tasarımlar yaparak toplumu şekillendiriyoruz. İnsanlar kendi yarattıkları kavramları sorgulamaktan ve sonucunda kavramlarını geliştirmekten vazgeçmediği sürece insan beyni tasarımlar yaparak tüm evreni insanlar için daha yaşanabilir bir yer haline getirmeye devam edecektir.