İfade özgürlüğü konusu:
İnsanlık, tartışılmaz olanı tartışmaya cüret edenler sayesinde ilerledi.
Bu cüret edenlerin 100 tanesinden 99’u muhtemel ki salt gıcıklık veya şov olsun diye aykırı konuşuyorlardır, ama %1’in hatırına -Galileo’nun hatırına- bu 99 kişiye katlanabilmek gerek.
Toplumu aydınlatma konusunda optimist bir görüş:
Her toplumun orta-alt eğitim seviyesine sahip baskın kısmının entelektüel faaliyetlerinin temel ekseni dindir. Bu eksenin varlığını unutmadan toplumla diyaloğa giren kişi, samimiyetle savunduğu sürece en uç düşüncelerine bile karşılık bulabilir.
Türk insanının gerilimine, mutsuzluğuna ve yozlaşmasına dair:
İnsanların karşısındaki ona kazık atmadan karşısındakine kazık atma refleksinden ötürü Türkiye’de zincirleme kazıklanma, güvensizlik ve aldatılma atmosferi yaşanıyor. İnsanların bu histerik kazık yeme korkusu toplumu geriyor ve mutsuzluk yaratıyor. Bu çirkinlikler deryasında herkes birbirine kötü örnek oluyor ve işler daha da çığırından çıkıyor.
Şehirleşmeye dair:
Türkiye’deki şehirleşme probleminin temeli siyasettir. İnsan yaşantısına uygun olmayan, sürdürülemez, 100, 500 ve binlerce yıl öncesindeki zarafet ve incelikten nasibini alamamış bir şehirleşme ile karşı karşıyayız. Bunun sorumlusu bu çirkin şehirlerde çocuklarını büyütmek zorunda olan toplumun sıradan fertleri değil; şehir planlamasını müteahhitlerin insafına ve yozlaşmış bürokratlara bırakan siyasettir. Bu siyaset yapısı radikal bir biçimde değişmedikçe bu siyasi mantık topluma zarar vermeye devam edecektir.
Avrupa – Rusya vs ABD
Avrupa’nın ikinci dünya savaşından sonra ABD’ye devrettiği üstünlüğünü tekrar tesis etmesi için Rusya ile birlikte hareket etmesi gerekir. Avrupa’da sermaye, teknik, iş gücü; Rusya’da ise doğal kaynaklar var. Aynı medeniyet kodlarına sahip bu iki güç birbirine muhtaç durumda. İşte ABD dış politikasını bugün yön veren temel buradan yola çıkarak Avrupa ve Rusya’nın birbirleri ile sürekli itilafa düşmesi ve yakınlaşmaması üzerinedir.
Demokrasinin sahteliği
Demokrasi diye bildiğimiz şeyin %95’i sahteliktir. Kamu politikasının en kilit konularında seçilmişlerin hiç bir rolü yoktur. Siyasetçinin rolü çok büyük oranda toplumun kendini iyi hissetmesini sağlamaktan ibarettir. Kadrolar ve kurumlara verilecek ödenekler, bağlı olunan uluslararası anlaşmalar, finansal olgular ve bunun gibi temel kaidelerde seçilmişlerin yapabilecekleri etkiler son derece kısıtlıdır.